Okullarda Yaşananlar

Eğitim Bilişim Ağı (EBA)’nın tanıtımı için Sabahattin Zaim Anadolu Lisesine gittiğimizde karşılaştığımız bir sürpriz tüm ekibi gülümsetti. Projeye yeni bir boyut getiren okul öğretmenleri, etkileşimli tahta üzerine yaptıkları arka planla herkesi etkilemeyi başardı.

Fatih’i

Anlayan

Torunları

İşe

Hazır

Üretici firmalar, bir gün gelip de tabletlerin ayna olarak kullanıldığını görseler çok şaşırırlardı herhâlde… Hatta kız öğrenciler tabletlerin fotoğraf makinesi özelliğinin kapatılmasından çok mustaripler, çünkü fotoğraflarını çekip saçları dağınık mı değil mi diye bakıyorlarmış. “Hay Allah’ım!” dediğimde verdikleri cevapsa: “Ama derse dağınık mı girelim?”

Ankara Lisesindeki bir öğrencimiz tabletiyle ders çalışırken başına neler gelmiş: Gül, odasına geçip tabletindeki z-kitaptan video izlediğinde babası birden içeri girip “Yine mi telefonla konuşuyorsun, hani ders çalışıyordun?” diye çıkışmış. O da elindeki tableti ve dinlediği konuyu göstermiş, böylece babası özür dilemiş ve olay tatlıya bağlanmış.

Emre adındaki bir öğrencimizin yaşadıkları ise tipik bir ağabey-kardeş kıskançlığı: Emre’nin kardeşi ağabeyinin tabletini çok kıskanmış. Bütün akşam ağlayıp “Zaten ne çıksa ağabeyime alıyorsunuz, bana hiçbir şey almıyorsunuz” diye bağırmış. Emre, tabletin okul tarafından verildiğine küçük kardeşini bir türlü inandıramamış.

Bir öğretmenimiz tableti eve götürdüğünde 4. sınıfa giden oğlunun kırk yıllık kullanıcı gibi davrandığını görünce çok şaşırmış. Oğlunun tablet mantığını hemen kavradığını ve kendisinden daha iyi bir kullanıcı olduğunu görünce “Şaştım kaldım vallahi!” diyerek hayret etmiş.

Rümeysa adlı öğrencimiz, annesinden tableti için özel bir çanta almasını istemiş. Annesi kızının istediği çantayı almış almasına ama “Sakın elinde taşıma, mutlaka sırt çantana koy, çantanı her yerde bırakma.” diye her gün tembihliyormuş.

Öğrencimizin biri, eve dolmuşla giderken tabletini çıkarmış, ders kitabını açıp (kendi ifadesiyle havalı havalı) çalışmaya başlamış. Tüm dolmuş, merakla başını uzatıp yeni kitapların nasıl olduğuna bakmak istemiş. O da başlamış anlatmaya… “O gün çok hava attım” diyen öğrencimiz yaşadıklarını büyük bir gururla anlattı.

Bir öğrencimizin esprisi:  “Öğretmenim, ben akıllı tahtayı kullandım. Yani şimdi süper akıllı öğrenci oldum, değil mi?”

3 yaşındaki kardeşinin elinden tabletini bir türlü alamadığını söyleyen bir öğrencimiz, “Resim çizip duruyor, annem de kâğıt bulamadığında ver de çiziversin oğlum diyor. Ne yapacağımı şaşırdım.” diye dert yanıyor.

Tahir adlı öğrencimiz de tabletini kardeşinin elinden kurtaramayanlardan… “Ver şunu, ders çalışacağım.” dediğinde kardeşi ağabeyine “Senin tabletine virüs bulaştıracağım, hem de bulaşıcı virüs!” diye göz dağı veriyormuş.

Betül adlı bir öğrencimiz, projenin ilk gününde yaşadığı sorunu anlattı: “Okulumun pilot okul olduğunu öğrenince kuzenlerime söyledim. Çok kıskandılar, merak ettiler. Tableti aldığımda, sistem aktivasyon kodunu hemen kabul etmedi, moralim çok bozuldu, çünkü akşam kuzenlerim bize gelecekti. Sonradan sorun çözüldü, ama ben o ilk gün  sorun çözülene kadar yaşadığım, kuzenlerime ne söylerim endişesini unutamıyorum.”

Aybike adlı bir öğrencimiz, eve gittiğinde annesinin arkadaşlarıyla karşılaşmış ve tabletini göstermiş. “Şimdi ders çalışmak ne kolay.” diyen hanımlar, ne zaman diğer okullara ve kendi çocuklarına tablet dağıtılacağıyla çok ilgilenmişler.

Tuna isimli öğrencimiz, ablasından pek şikayetçi, çünkü üniversiteye giden ablası ikide bir tabletini istiyormuş. Araştırma yapacağım, notlarımı yazdım bahanesiyle tabletini alıp duruyormuş. “Bu tabletten ablama da versenize.” diyor.

Rozerin adlı 5. sınıf öğrencimiz “EBA’da neler olsun, ne istiyorsunuz?” sorumuza şu cevabı verdi: “İçinde dünya olsun. Çünkü dünyada öğrenmemiz gereken çok şey var.”

“Ben gitar çalmayı biliyorum, niye tabletimle de gitar çalmayayım” diyen bir öğrencimiz, böylece elektronik gitar uygulaması istediğini belirtiyor.

Rize’deki bir öğretmenimiz etkileşimli tahtanın yüksekliğini az bulup ölçüm yapmış. Çıkan sonuç: 12 cm. yukarıda olmalı. Haklıdır mutlaka, ama “Neden 10 ya da 15 cm. değil de illa ki 12 cm.?” diye soranlara verdiği cevap çok hoş: “Ölçtük de söyledük heral…”